ÇİÇEKLERİN EVRİMİ ALDATMACASI

Gerçekte şu ana kadar incelediğimiz tüm bu imkansızlıklar bitkilerin evrimi senaryosunu geçersiz kılmaya yeterlidir. Ama bütün bu açıklamalara gerek kalmadan da tek bir soru ile evrimcilerin tüm iddiaları yerle bir olmaktadır. www.evrimteorisi.info

  

 

Dünya üzerinde benzeri olmayan bir işlem olan fotosentez işlemi nasıl ortaya çıkmıştır?

Evrim teorisine ait olan senaryoya göre, bitki hücreleri fotosentez yapabilmek için fotosentez yapabilen bakterileri yutup kloroplasta çevirmişlerdir. Peki bakteriler fotosentez gibi karmaşık bir işlemi yapmayı nereden öğrenmişlerdir? Hatta daha da önce neden böyle bir işlem yapmaya başlamışlardır? Senaryonun diğer sorulara olduğu gibi bu soruya da verebileceği hiçbir bilimsel cevabı yoktur. Evrimci yayınlardan birinde bakın bu soruya nasıl cevap verilmektedir:

İlkel okyanuslarda oldukça fazla sayıda bakteri ve besin değeri taşıyan moleküller vardı. Zamanla okyanuslardaki bakterilerin besinleri azaldı ve bakteriler besin bulamamaya başladılar. Ve birden bakteriler kendi besinlerini kendileri üretmeye başladılar. Bu arada yeryüzüne gelen ultraviyole ve görünür ışık arasından bakteriler ultraviyolenin zararlı, görünür ışığınsa yararlı olduğunu bilmişlerdir. Besin elde etmek için zararlı olan ultraviyole ışığı değil de görünür ışığı kullanmaları gerektiğini keşfetmişlerdir. Milani, Bradshaw, Biological Science, A molecular Approach, D.C.Heath and Company, Toronto, s.158

"Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı? diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? "(Ankebut Suresi, 61)

Yine başka bir evrimci kaynak olan Life on Earth adlı kitapta, fotosentez gibi bazı noktaları günümüzde dahi çözülememiş olan bir işlemin, ilk ortaya çıkışına şöyle açıklama getirilmeye çalışılmaktadır:

Bakteriler önce okyanuslarda beslenirlerdi. Sayıları arttıkça besin kıtlığı çekmeye başladılar. Farklı bir besin kaynağı bulabilenler başarılı olacak ve yaşamaya devam edebileceklerdi. Çevrelerinde besin bulmaktansa kendi besinlerini kendileri üreteceklerdi. David Attenborough, Life on Earth, Princeton University Press, Princeton, New Jersey, 1981, s.20

Gerçek bir masaldan hiç farkı olmayan bu hayali fanteziler tamamen aklın ve bilimin sınırlarının dışına taşmaktadır. Birkaç cümlede ifade edilen bu açıklamanın, gerçekte ne anlama geldiği birkaç saniye akıl ve bilim çerçevesinde düşünüldüğünde ortaya çıkmaktadır.Birincisi besin bulamayan her canlının kaçınılmaz sonu ölümdür. Değişen tek şey her canlının ne kadar süre açlığa dayanabileceğidir. Açlık durumunda bir süre sonra her canlının tüm fonksiyonları, besinin yakılmasıyla elde edilen enerji temin edilemediği için durmaya başlar.

Bu gerçeği görebilmek için bilim adamı olmaya bile gerek yoktur. Bu basit bir gözlemle dahi her insan tarafından anlaşılabilir. Fakat evrimci bilim adamları yaşamsal tüm fonksiyonları duran bir canlının, zamanla yeni bir beslenme metodu geliştirip, bunu uygulamaya koymasını beklemektedirler. Üstelik böyle bir sistemi geliştirmeye "karar verip", sonra da bunu kendi bünyesinde "üretmeye başladığına" inanabilmektedirler. Evrimci bilim adamları bir deney yapıp bu durumun gerçekleşmesini bekleseler karşılaşacakları manzara çok açıktır: Bakterilerin her biri kısa bir süre içinde ölecektir.

Bakterilerin kendi besinini oluşturmasını bekleyen evrimci bilim adamlarının bir diğer problemi de bu işlemin güçlüğüdür. Önceki bölümlerde fotosentez işleminin gerçekleştirilebilmesi için çok kompleks yapılara ihtiyaç olduğunu vurgulamıştık. Gerçekten de fotosentez işlemi, yeryüzünde bilinen en karmaşık işlem olma özelliğine sahiptir. Genel olarak işleyişi, ancak günümüzde kısmen çözülebilmiş olan fotosentezin, pek çok aşaması insanoğlu için hala bir sırdır. İşte evrimci bilim adamlarının ölmek üzere olan bir bakteriden bekledikleri, henüz en gelişmiş teknolojiye sahip reaktörlerde dahi suni olarak gerçekleştirilemeyen bu işlemi, bakterilerin kendi kendilerine keşfetmiş olmalarıdır.

  

Fotosentez gibi son derece karmaşık bir olayın evrimle kendi kendine oluşmasının imkansızlığı hakkındaki en çarpıcı itiraflardan bir tanesi yine Prof. Ali Demirsoy'dan gelmiştir:
 
Fotosentez oldukça karmaşık bir olaydır ve bir hücrenin içerisindeki organelde ortaya çıkması olanaksız görülmektedir. Çünkü tüm kademelerin birden oluşması olanaksız, tek tek ortaya çıkması da anlamsızdır.( Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara, Meteksan Yayınları, 1984, s.8) Bu konudaki bir başka itirafçı evrimci de Hoimar Von Ditfurth'tur. Dinozorların Sessiz Gecesi adlı kitabında Ditfurth, fotosentezin sonradan öğrenilemeyecek bir işlem olduğunu şöyle kabul etmektedir:
 
Hiçbir hücre, biyolojik bir işlevi sözcüğün gerçek anlamında "öğrenme" olanağına sahip değildir. Bir hücrenin solunum ya da fotosentez yapma gibi bir işlevi doğuşu sırasında yerine getirebilecek konumda olmayıp, daha sonraki yaşam süreci içinde bunun üstesinden gelebilecek duruma gelmesi, bu işlevi sağlayacak beceriyi edinmesi olanaksızdır. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz Gecesi 2, Alan Yayıncılık, Kasım 1996, İstanbul, Çev: Veysel Atayman, s.60-61  

CBT’DEN “ÇİÇEKLERİN EVRİMİ” YANILGISI

Cumhuriyet Bilim Teknik(CBT) dergisinin 25 Haziran 2005 tarihli sayısında, "Çiçeklerin evrimi niçin başarılı oldu?" başlıklı bir yazı yayınlandı. Sözkonusu araştırma, Rutgers Üniversitesi bilim adamlarının 800 katılımcı üzerinde gerçekleştirdiği bir çalışmaydı. Araştırmacılar, kendilerine çiçek verilen katılımcıların tepkilerini ölçmüşler, diğer bazı hediyelere nazaran (mum ve sepet gibi) çiçeklerin daha olumlu etkiler uyandırdığını gözlemişlerdi.

Cumhuriyet Bilim Teknik’te söz konusu çalışmanın yorumlandığı satırlarda şu ifadeye yer veriliyordu:

İnsanlar çiçekleri o kadar çok seviyorlar ki günümüzden 5000 yıl önce kültüre almaya başlamışlar. Bu şekilde çiçeklerin güzelliği ve insanlar üzerindeki duygusal etkisi, önemli bir ayıklanma avantajına dönüşmüştü.

CBT’nin bu haberinde ortaya konan çiçeklerin evrimi iddiası hiçbir bilimsel dayanağa sahip değildir ve insanların tercihlerinin çiçek türleri üzerinde bir ayıklanma faktörü olması da çiçeklerin evrimle ortaya çıktığını göstermemektedir.

  

1. Çiçekli bitkiler, fosil kayıtlarında aniden, bugünkü halleriyle ortaya çıkarlar ve evrimciler bu bitkilerin kökeni konusunda tam anlamıyla karanlıktadırlar. Çiçekli bitkiler üzerinde bir uzman olan Daniel Axelrod çiçekli bitkilerin kökeni konusunda şu yorumu yapar:

Angiospermlere, yani çiçekli bitkilere yol açan ilkel grup, fosil kayıtlarında henüz tespit edilmemiştir ve yaşayan hiçbir angiosperm böyle bir bağlantıya işaret etmemektedir. (Daniel Axelrod, The Evolution of Flowering Plants, in The Evolution Life, s.264-274 (1959))

2. Ayıklanma demek, evrim demek değildir. İnsanların bazı çiçek türlerini diğer bazı çiçek türlerine tercih etmeleri ve bunun çiçek türleri arasında bir ayıklama faktörü oluşturması, çiçeklerin başka bitkilerden evrimleştiğini göstermez. Burada çiçekler "zaten" mevcut bulunmaktadır. Sözgelimi bir köy halkı, köyün yakınında bulunan bir kırdan belli bir tür çiçeği sürekli olarak toplayacak olursa, o kırda bulunan farklı türden çiçek popülasyonlarının birbirine oranı zaman içinde değişebilir. Ancak bu durum, kırdaki çiçek türlerinin başka türlere evrimleşmesine yol açmaz. Bir türün başka türe dönüşebileceği iddiası, bitkinin DNA'sına yeni genetik bilgi eklenmesini gerektirir ki, insanların çiçek toplamasının bununla bir ilgisinin bulunmadığı son derece açıktır.